Kıskançlık Aslında hiç sandığınız gibi bir şey değil

0 Yorum
Kıskançlık Aslında hiç sandığınız gibi bir şey değil
“Kıskanıyorsa seviyordur.”

Bu cümleyi ilişkiler hakkında konuşulurken sık sık duyarız. Kıskançlık, sevgiyi kanıtlayan doğal bir davranış gibi anlatılır. Partnerini hiç kıskanmayan birinin yeterince sevmediği; çok kıskanan birinin ise karşısındakine büyük bir tutkuyla bağlı olduğu düşünülür.

Fakat kıskançlığın şiddeti, sevginin büyüklüğünü ölçmez. Çoğu zaman kişinin bir ilişkiyi ne kadar tehdit altında algıladığını gösterir.

İnsan yalnızca karşısındaki kişinin yaptığı şey nedeniyle kıskanmaz. O davranışa verdiği anlam nedeniyle kıskanır. Partnerinin başka biriyle konuşması tek başına herkeste aynı tepkiyi oluşturmaz. Bir kişi bunu sıradan bir sosyal etkileşim olarak yorumlarken başka biri “Benden daha iyisini buldu”, “Artık beni istemeyecek” veya “Yerim kolayca doldurulabilir” diye düşünebilir.

Olay aynı olsa bile zihnin yaptığı yorum değiştiğinde ortaya çıkan duygu ve davranış da değişir.

Bu nedenle kıskançlığı yalnızca “Birini paylaşmak istememek” şeklinde açıklamak yetersizdir. Kıskançlık; kaybetme korkusu, değersizlik hissi, öfke, utanç, güvensizlik ve kontrol ihtiyacının birleşebildiği karmaşık bir alarm tepkisidir.

Kıskançlık gerçekten var mı?

Evet, kıskançlık vardır. Ancak tek başına, diğer duygulardan tamamen bağımsız ve basit bir duygu değildir. Araştırmalarda kıskançlık; değer verilen bir ilişkiye yönelik gerçek veya algılanan bir tehdit karşısında ortaya çıkabilen bilişsel, duygusal ve davranışsal boyutları bulunan karmaşık bir tepki olarak ele alınır.

Bilişsel boyut, kişinin şüphelerini, varsayımlarını ve zihninde kurduğu senaryoları içerir.

Duygusal boyut, korku, öfke, üzüntü, utanç ve kaygı gibi hisleri kapsar.

Davranışsal boyut ise kontrol etme, hesap sorma, güvence arama, geri çekilme veya saldırganlaşma gibi tepkilerden oluşabilir.

Bu üç boyutu birbirinden ayırmak önemlidir. Çünkü bir duygunun ortaya çıkmasıyla o duygu sonucunda yapılan davranış aynı şey değildir.

Kıskançlık kendiliğinden ortaya çıkabilir. Fakat bu duygu; partnerin telefonunu izinsiz incelemeyi, sosyal çevresini kısıtlamayı, sürekli konum istemeyi, suçlamayı, tehdit etmeyi veya şiddeti haklı çıkarmaz.

Başka bir ifadeyle:

Duygu otomatik olabilir; davranış ise sorumluluk gerektirir.

Zihin neden kıskançlık alarmı verir?

Kıskançlığın merkezinde çoğunlukla değer verilen bir bağı kaybetme ihtimali bulunur. Zihin, ilişkinin varlığını veya kişinin ilişkideki yerini tehdit altında algıladığında alarm vermeye başlayabilir.

Bu alarmın amacı her zaman ilişkiye zarar vermek değildir. Aksine zihin, önemli gördüğü bağı korumaya çalışıyor olabilir. Fakat kullandığı yöntem sağlıksızsa korumaya çalıştığı ilişkiye kendisi zarar verebilir.

Örneğin kişi partnerini kaybetme korkusuyla sürekli kontrol etmeye başlayabilir. Kontrol davranışı kısa süreli bir rahatlama sağlar: Telefonu kontrol eder, şüphelendiği mesajı bulamaz ve bir süreliğine sakinleşir. Ancak beyin bu rahatlamayı “Kontrol ettiğim için güvendeyim” şeklinde öğrenebilir. Bir sonraki belirsizlikte kontrol etme isteği daha güçlü biçimde geri gelir.

Böylece şu döngü oluşur:

Şüphe → kaygı → kontrol → geçici rahatlama → daha fazla şüphe

Kişi ilişkiyi koruduğunu düşünürken güveni yavaş yavaş zayıflatabilir.

Kıskançlığın altında her zaman değersizlik mi vardır?

Hayır. Değersizlik ve yetersizlik inançları kıskançlığın önemli kaynaklarından biri olabilir; fakat her kıskançlık aynı nedenden doğmaz.

Kıskançlığı etkileyebilecek unsurlardan bazıları şunlardır:

Terk edilme veya yalnız kalma korkusu

“Ben yeterince iyi değilim” biçimindeki temel inançlar

Kaygılı bağlanma örüntüsü

Geçmişte aldatılma veya güvenin kötüye kullanılması

Partnerin tutarsız ya da sınır ihlal eden davranışları

İlişkide açık iletişim ve güven eksikliği

Belirsizliğe tahammül etmekte zorlanma

Kendini sürekli başkalarıyla karşılaştırma

Önceki aile ve ilişki deneyimleri

Kıskançlığı sevginin kanıtı olarak öğreten toplumsal kabuller

Dolayısıyla kıskanan birine doğrudan “Sen kendini değersiz görüyorsun” demek doğru değildir. Bu yaklaşım kişiyi anlamak yerine ona yeni bir etiket yapıştırabilir.

Daha sağlıklı soru şudur:

“Bu olay sende hangi ihtimalin korkusunu oluşturdu ve bu ihtimal senin için ne anlama geliyor?”

Birinin cevabı “Terk edilmekten korkuyorum” olabilir. Bir başkası “Yeniden aldatılmak istemiyorum” diyebilir. Başka biri ise ilişkinin sınırlarının gerçekten ihlal edildiğini düşünüyor olabilir.

Aynı duygu, farklı insanlarda farklı köklerden beslenebilir.

Kıskançlık sevginin kanıtı değildir

Sevdiğimiz bir ilişkiyi kaybetme düşüncesi doğal olarak rahatsızlık yaratabilir. Bu nedenle kıskançlık ile sevgi arasında hiçbir ilişki olmadığını söylemek de doğru olmaz. Değer vermediğimiz bir bağı kaybetmek bizi çoğunlukla aynı ölçüde etkilemez.

Ancak buradan “Ne kadar kıskanıyorsam o kadar seviyorum” sonucu çıkmaz.

Yoğun kıskançlık bazen sevginin yoğunluğundan çok korkunun, güvensizliğin veya belirsizliğe tahammülsüzlüğün yoğunluğunu gösterebilir. Bir insan sevdiği kişiyi kıskanabilir; fakat kıskançlık sevginin ölçü birimi değildir.

Sağlıklı sevgi yalnızca bağı kaybetmekten korkmaya değil, karşıdaki kişinin özgürlüğüne, sınırlarına ve bireyselliğine saygı göstermeye de dayanır.

Sevgi “Seni kaybetmekten korkuyorum, bu yüzden seni kontrol etmeliyim” demek değildir. Daha sağlıklı ifade şuna benzeyebilir:

“Bu olay bende kaygı oluşturdu. Seni suçlamadan önce ne hissettiğimi ve neye ihtiyaç duyduğumu anlamak istiyorum.”

Gerçek tehdit ile zihinsel senaryo arasındaki fark

Kıskançlık her zaman hayalî değildir. Bazen ilişkide gerçekten sınır ihlali, yalan, gizleme veya güveni sarsan bir davranış bulunabilir. Böyle bir durumda kişiye yalnızca “Bunlar senin düşüncelerin” demek, yaşadığı gerçeği küçümsemek olur.

Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımı da her düşüncenin yanlış olduğunu savunmaz. Amaç, düşünceyi otomatik olarak doğru veya yanlış ilan etmek yerine eldeki kanıtlarla değerlendirmektir.

Şu iki cümle arasında önemli bir fark vardır:

“Partnerim bugün mesajıma geç cevap verdi.”

“Mesajıma geç cevap verdiğine göre artık beni sevmiyor ve kesinlikle başka biri var.”

İlk cümle gözlemlenebilir bir olaydır. İkinci cümle ise olay hakkında yapılan yorum ve çıkarımdır.

Bu yorum doğru da olabilir, yanlış da olabilir. Bunu belirlemek için düşüncenin ne kadar korkutucu olduğuna değil, hangi kanıtlara dayandığına bakmak gerekir.

BDT açısından kıskançlık nasıl oluşur?

Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımında yaşanan olay ile verilen tepki arasındaki otomatik düşünceler incelenir. Kıskançlık döngüsü şu şekilde gelişebilir:

Aşama

Örnek

Olay

Partnerim başka biriyle samimi şekilde konuştu.

Otomatik düşünce

“Onu benden daha çekici buluyor.”

Derindeki anlam

“Ben yeterli değilim ve kolayca yerim doldurulabilir.”

Algılanan tehdit

Terk edilmek, seçilmemek veya değersiz kalmak

Duygular

Korku, öfke, utanç ve üzüntü

Davranış

Hesap sormak, kontrol etmek veya geri çekilmek

Kısa vadeli sonuç

Geçici kontrol ve rahatlama hissi

Uzun vadeli sonuç

Güvenin azalması ve kıskançlığın güçlenmesi

Burada değiştirilmesi gereken şey duygunun varlığı değildir. Asıl amaç, kişinin duyguyu ortaya çıkaran yorumu fark edebilmesi ve zarar verici davranış yerine daha dengeli bir karşılık geliştirebilmesidir.

PsykoLink egzersizi: Kıskançlık Haritası

Kıskançlık hissettiğiniz bir anda doğrudan tepki vermeden önce aşağıdaki sorular üzerinde durabilirsiniz.

1. Tam olarak ne oldu?

Yalnızca gözlemleyebildiğiniz olayı yazın. Tahminlerinizi ve yorumlarınızı şimdilik olaydan ayırın.

Örnek: “Partnerim bir arkadaşının fotoğrafını beğendi.”

2. Zihnim bu olayı nasıl yorumladı?

Aklınızdan ilk geçen cümleyi mümkün olduğunca değiştirmeden yakalamaya çalışın.

Örnek: “Benden sıkıldı ve başkasını arıyor.”

3. En kötü ne olmasından korkuyorum?

Kıskançlığın altındaki asıl tehdidi belirlemeye çalışın.

Örnek: “Beni terk etmesinden ve onun için yeterli olmadığımı görmekten korkuyorum.”

4. Bu düşünce bana kendim hakkında ne söylüyor?

Olayın özdeğerinizle kurduğu bağlantıyı inceleyin.

Örnek: “Başka birini beğenirse bu benim değersiz olduğum anlamına gelir.”

5. Düşüncemi destekleyen kanıtlar neler?

Sadece hislerinizi değil, gözlemlenebilir verileri değerlendirin. Daha önce yalan, gizleme veya sınır ihlali yaşandı mı?

6. Düşüncemi desteklemeyen kanıtlar neler?

Zihninizin korku anında görmezden geldiği bilgileri araştırın. Tek bir davranıştan kesin bir sonuç çıkarıyor olabilir misiniz?

7. Başka hangi açıklamalar mümkün?

Amacınız kendinizi zorla olumlu düşünmeye ikna etmek değildir. Kanıtlara uygun, daha dengeli seçenekler üretmektir.

Örnek: “Bir fotoğrafı beğenmesi tek başına benden sıkıldığı anlamına gelmez. Yine de ilişkimizin sınırları hakkında konuşmaya ihtiyaç duyuyorsam bunu açıkça ifade edebilirim.”

8. Kontrol etmek yerine hangi ihtiyacımı ifade edebilirim?

Kıskançlığın arkasında güven, açıklık, bağlılık, saygı veya sınır ihtiyacı bulunabilir. Davranışı yasaklamak yerine ihtiyacınızı anlatmayı deneyebilirsiniz.

Örnek: “Sosyal medyadaki davranışların ilişkimiz açısından ne ifade ettiği hakkında konuşmak istiyorum.”

Kıskançlıkla başa çıkmak, duyguyu bastırmak değildir

Kıskançlığı yönetmek, “Böyle hissetmemeliyim” diyerek duyguyu yok etmeye çalışmak anlamına gelmez. Bastırılan duygu çoğu zaman ortadan kalkmaz; farklı bir anda daha güçlü biçimde ortaya çıkabilir.

Daha sağlıklı yaklaşım, duygunun verdiği mesajı incelemektir:

Şu anda neyi tehdit olarak algıladım?

Tehdidim gerçek bir kanıta mı, yoksa bir varsayıma mı dayanıyor?

Bu olay geçmişte yaşadığım hangi deneyimi hatırlatıyor?

Karşımdaki kişiden neye ihtiyacım var?

Bu ihtiyacı kontrol etmeden veya suçlamadan nasıl ifade edebilirim?

Duyguyu kabul etmek, onun söylediği her şeyi gerçek kabul etmek değildir. Aynı şekilde düşünceyi sorgulamak da yaşanan duyguyu küçümsemek anlamına gelmez.

Ne zaman destek alınmalı?

Kıskançlık günlük yaşamı, ilişkiyi veya kişinin davranışlarını ciddi biçimde etkilemeye başladığında profesyonel destek gerekebilir. Özellikle şu durumlar göz ardı edilmemelidir:

Sürekli takip etme ve kontrol etme ihtiyacı

Kanıt bulunmamasına rağmen tekrarlayan kesin aldatılma inancı

Telefon, sosyal medya veya özel alanın zorla denetlenmesi

Partnerin arkadaşlarının, kıyafetlerinin veya bulunduğu yerlerin kısıtlanması

Yoğun öfke, tehdit, korkutma veya şiddet

Kıskançlık düşüncelerinin okul, iş, uyku ve günlük yaşamı bozması

Şiddet, tehdit veya zorlayıcı kontrol varsa konu yalnızca “iletişim sorunu” olarak görülmemelidir. Öncelik güvenliğin sağlanması ve uygun profesyonel desteğe ulaşılmasıdır.

Sonuç: Kıskançlık buzdağının görünen kısmıdır

Kıskançlık vardır; fakat çoğu zaman gördüğümüz hâli buzdağının yalnızca üst kısmıdır. Altında kaybetme korkusu, terk edilme endişesi, özdeğer yarası, geçmiş deneyimler, güven ihtiyacı veya gerçek bir sınır ihlali bulunabilir.

Bu nedenle asıl soru yalnızca “Neden onu kıskanıyorum?” değildir.

Sorulması gereken daha derin soru şudur:

“Zihnim şu anda neyi kaybetmekten korkuyor ve bu kayıp benim için ne anlama geliyor?”

Kıskançlığı anlamak, ilişki içerisindeki her davranışı kabul etmek veya tehlike işaretlerini görmezden gelmek değildir. Ama duygunun altındaki düşünceyi fark etmek, otomatik tepki ile bilinçli davranış arasına bir mesafe koyabilir.

PsykoLink’in yaklaşımı da kişiye “Kıskanma” demek değildir. Amaç, zihnin neden alarm verdiğini anlamaya; bu alarmın hangi düşüncelerle büyüdüğünü fark etmeye ve kontrol edici davranışların yerine daha sağlıklı iletişim yolları geliştirmeye yardımcı olmaktır.

Çünkü bazen kıskançlık karşıdaki kişi hakkında görünse de asıl hikâye, kişinin kendi değeri ve kaybetmekten korktuğu şey hakkında olabilir.

Kaynakça

Chursina, A. V. (2023). The Impact of Romantic Attachment Styles on Jealousy in Young Adults. PMC

Richter, M., Schlegel, K., Thomas, P. ve Troche, S. J. (2022). Adult Attachment and Personality as Predictors of Jealousy in Romantic Relationships. Frontiers in Psychology

Sullivan, K. T. (2021). Attachment Style and Jealousy in the Digital Age: Do Attitudes About Online Communication Matter? Frontiers in Psychology

Rodriguez, L. M., DiBello, A. M., Øverup, C. S. ve Neighbors, C. (2015). The Price of Distrust: Trust, Anxious Attachment, Jealousy, and Partner Abuse. PMC

Dolan, M. ve Bishay, N. (1996). The Effectiveness of Cognitive Therapy in the Treatment of Non-Psychotic Morbid Jealousy. PubMed

Bilgilendirme: Bu içerik psikoeğitim amacıyla hazırlanmıştır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yoğun ve süreklilik gösteren psikolojik zorluklarda bir ruh sağlığı uzmanından destek alınmalıdır.

Yorumlar

Yorum Yap

Lütfen bekleyin…

Yorumlar yükleniyor…